Ad koyunca büyüsü bozulur diye; isimsiz, izinsiz, içinden sev beni.
”Aşk iyidir bak
Duyumunu arttırır insan”
Acaba iyi bir şey olacak mı? Hayır, dedim kendime. İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. Ya da hiçbir şey çıkmaz.
Ufka doğru uzanan bulutlar uçlarından tutuşmuş da için için yanar gibiydi, yanarak uzaklara kaçar gibiydi.
O şimdi ne yapıyor? Şu anda, şimdi, şimdi? Evde mi, sokakta mı, çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı? Ve ne düşünüyor? Beni mi, yoksa, ne bileyim, fasulyenin neden bir türlü pişmediğini mi? Yahut, insanların çoğunun neden böyle bedbaht olduğunu mu? O şimdi ne düşünüyor? Şu anda, şimdi, şimdi?
Düşünceler mükemmel, ancak davranışlar kusurludur..
Bir insanı sevdiğini düşünmek, ona bunu söylemek ve ardından sarılmakla anlatılamayacak kadar mükemmeldir.
ben çağırmadım, hayır! Kendileri geldiler
sensizlik ve sen! Ne kadar güzelsiniz
Olsun ben seviyorum. Yıldız kayana kadar dilek tutmayacak gibi. Gece uykudan uyanır gibi. Sinirden ağlar gibi. Bazen de papatyalar gibi seviyorum. Kırmasan ya beni.
Bazı şeyler unutulmaz. Yanınızdayken bile özlediğiniz, yanınızdayken bile hatırladığınız biri gibi… Ve bana öyle gelir ki, bütün o dağınıklığa, bütün o bölünmüşlüğe, bütün o hüzne, ayrılışlara, bekleyişlere, bütün o yalnızlıklara ve ne yaparsam yapayım anlatılması, tanımlanması mümkün olmayan özleme rağmen bu, dünyanın en güzel hikayesidir.
Unutmanın acısı, ayrılığın acısından farklı. Ayrılık hüzne yakın, unutmak kasvete. Yani birini er geç unutmaya mahkum olduğunu bilmenin kasvetinden bahsediyorum. Birini yavaş yavaş unuttuğunun bilincine vardığın anların sıkıntısından bahsediyorum. O kişinin parça parça silinip alakasız hatıraların arasına karışmasından bahsediyorum. Belki de neden bahsettiğimi bilmiyorum, sadece üzülüyorum, vasıfsız keder.
Niye ki bunca acı?
Dünya imtihan yeriydi belli, bu da bir sınav, amenna.
Bu kadar sert sınanmak için ortada çok büyük bir aşkın olması gerekti; Allah’ın kuluna aşkı. Ne kadar çok sevildiğini mi bilmek istiyordu?
Ve ki bunca sert bir sınavı da ancak kulun Allah’a duyduğu aşk katlanılır kılabilirdi. Dünya cennet değildi, evet; olsaydı cennetin ne anlamı kalırdı?
Ürkek ve mahcup bir kız gibi oturmuş, biri çıkıp gelse ve onu alıp götürse diye bekliyordu, ondan daha güçlü biri, ondan daha cesur, onu önüne katıp götürecek, mutlu olmaya zorlayacak biri.